Bakmak ve Görmek, Anlamak ve Kavramak

Paylaş
 

  Bakmak ile görmek arasındaki fark ne kadar önemli ise, anlamak ile kavramak arasında o kadar büyük fark var. Hayatım boyunca beni etkileyen iki tane şey olmuştur bunlardan birincisi Andre GİDE’nin sözü:  “Önem bakışında olsun, baktığın şeyde değil.” Baktığınız şey ne kadar değerli olursa olsun, mühim olan sizin bakışınızdır. Eğer, siz değer vermiyorsanız veya o değeri göremiyorsanız, baktığınız şey hiçbir anlam ifade etmiyor demektir. İkincisi ise, aynı anda derin bir süt küpüne düşen biri çalışkan diğeri tembel iki tane farenin masalı. Tembel fare biraz debelenip çırpınır ve düştüğü süt küpünden hiçbir şekilde çıkamayacağını anlar ve derin süt küpünün içine dalarak intihar eder. Çalışkan fare ise hiç durmadan  debelenip durur. Bu çırpınış ve debelenmelerinin sonunda ayaklarında büyük bir yağ tabakası oluşur (tıpkı yayık yayarken yağın oluşması gibi) ve çalışkan fare hayatta kalır. Değerli okuyucu, hiçbir emeğin, gayretin, çabanın ve çalışmanın boşa gitmediğini anlatmaya çalışan bu masal benim hayatımda önemli  rol oynamıştır.

Bazen bir fikri, bir düşünceyi hemen kabul ettiremezsiniz. Bundan dolayı yılmayınız. Mücadelenize devam ediniz. Çünkü, her uğraşı her çaba bir gerçeğin ortaya konması için sarf edilen emektir. Hiçbir emek karşılıksız kalmaz. Belki, karşılığını hemen alamazsınız. “Neden bu kadar çabalıyorum?” diye ümitsizliğe kapılmayınız. Sabırla yolunuza devam ediniz. Size bu noktada bir tanesini bizzat kendi yaşadığım, diğerini ise tüm dünyanın tanıdığı bir bilim adamının hayatından örnek vererek açıklamak istiyorum. Brokoli sebzesinin etkin maddeleri üzerine uzun yıllardan beri araştırmalarıma devam ederken, prostat hastalarına bu sebzenin ne kadar faydalı olabileceğini gördüm. Büyük bir televizyon kanalında brokolinin bu özelliğini tanıtmaya çalıştım. Amacım uzun yıllar yurt dışında çalıştıktan sonra (yaklaşık 25 yıl)  yapmış olduğum bazı araştırma sonuçlarını ilk defa memleketimde  açıklamaktı. Programdaki diğer konuk farmakoloji uzmanı olan bir bilim adamı idi. Ne dese beğenirsiniz? “ Hocam, çok güzel bir yemek tarifi verdiniz”. Bu cevap beni olumsuz etkilemedi. Çünkü, her görüş, her söylenen söz, kişinin kendi ölçüsünü gösterir. Bunun üzerine internet üzerinden Avrupa ve Amerika’da bazı üniversiteler, tartışma forumları ve vakıflar ile bir taraftan yazışmaya bir taraftan’ da tartışmaya başladım. Bu arada’ da forumlardaki hastalar brokolinin ne kadar başarılı olduğu üzerine tartışma forumlarına yazmaya başladılar. Dünyanın en büyük Prostatit Tartışma Forumu Amerika’da St. Johns Üniversitesindedir. 1999 yılının ağustos ayından itibaren binlerce hasta ve bilim adamı bu forumda hala brokolinin gücü üzerine yazılar yazmaktalar. Diğer taraftan dünyanın en büyük Prostat Vakfı Amerika’dadır. Bu vakfın sitesini her gün tüm dünyadan binlerce insan ziyaret ediyor. Bu vakıf 1999 temmuz ayından itibaren “brokoli treatment” adı altında web sayfası açtı. Arkasından Almanya, İsveç, İspanya ve diğer ülkeler geldi. Her ne kadar brokoliyi memleketimde tanıtmakta başarılı olamadıysam da bir Türk olarak tüm dünyaya brokolinin başarısını kabul ettirmekle ve insanlığa karşılık beklemeden sunmuş olmanın mutluluğunu yine her gün tüm dünya ülkelerinden gelen yüzlerce emailler ile yaşamaktayım. Size ikinci örnek olarak vermek istediğim kişi Almanya’dan. Yüzyılın Fiziğini alt üst eden kişi, Max Planck. Quantum teorisinin kurucusu. Planck, quantum teorisini verdiği bir seminerde ilk defa açıklarken, dinleyicilerden bir tanesi de ünlü Fizikçi Albert Einstein’dır. Seminerin sonunda Einstein’nın sözleri çok önemlidir. Aynen; “Mein Gott würfelt nie”. Türkçesi; “Benim Allah’ım asla zar atmaz”. Planck, teorisini bazı istatistik teorilerini kullanarak açıkladığı içindir ki, Einstein tarafından bu şekilde tenkit edilmiştir. Aynı Albert Einstein 1905 yılında, Planck’ın bu teorisini kullanarak fotoelektrik olayını açıklamıştır. Einstein bu teorisinden dolayı Nobel Fizik ödülünü almaya hak kazanmıştır. Bu arada belirtmekte fayda görüyorum. Birçok insan Einstein’nın İzafiyet Teorisinden dolayı Nobel aldığını sanır. Bu doğru değildir. Max Planck ısı bilimi (termodinamik) üzerine yazdığı kitabının önsözünde; “ Teorimi kabul ettirebilmem için önümdeki meslektaşlarımın emekli olmasını ve bazılarının da ölmesini beklemekten başka çarem kalmamıştı.” der. Gerçekten de böyle olmuştur. Önündeki dünyaca ünlü bilim adamlarının bazıları öldü bazıları da emekli oldular. Kendisine boşalan kürsüde yer verildikten sonra öğrencilerine ve bilim adamlarına kendi teorilerini ve görüşlerini anlatma imkânı bulmuştur.

Bilim hiç kimsenin tekelinde değildir. Hiçbir bilim adamı ben otoriteyim diye düşünmemelidir. İnsanlık var olduğu müddetçe araştırmalar devam edecek ve yeni görüşler ortaya konulacaktır. İnsanoğlu hiçbir zaman en son yeniliğe ve son teknolojiye sahip olamaz. Unutmamalıyız ki, yeni dediğimiz şey bir gün sonra eskimekte ve yeni buluşlar ve görüşler hep ufuktadır. İlim, hep yeniliğin peşindedir. Her ortaya konan bir yeniliğe sahip olduğumuzu zannettiğimiz an, ufukta yeni yeni yeniler doğmaktadır. Yaşadığımız bu âlem araştırmak için bitip tükenmez bir hazinedir. Araştırmada başarının ve ileriye gidebilmenin sırlarından bir tanesi, öğrendiklerimizi ve kullandıklarımızı alışkanlık haline getirmememize bağlıdır. Alışkanlıklarımız düşünmeyi ve araştırmayı frenleyen ve beynimizi tembelleştiren davranıştır.

Yani, bir otomasyon. Kısaca, baktığımız halde görmemizi engelleyen bir davranış. Güneş her gün doğuyor ve batıyor. Hâlbuki, bu otomasyonun arkasında çok büyük Fizik kanunları vardır.

Bu yazı 799 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun
estetik cerrahi ankara